Pazartesi, Ocak 03, 2011

Yeni yılın ilk jesti

Yeni yıla sevdiğiniz, size ve hayata gülümseyerek bakan insanlarla girdiğinizi umuyorum, ben öyle yaptım.. Çok keyifli bir gece, sonrasında da keyifle devam eden bir hafta sonu oldu.. Yeni yıl listemi hazırlamakta biraz geç kaldım bu yıl..Neler var aklımızda bir bakalım..

*Spora gidemiyorum diye kendimi yemek yerine eve koşu bandı almak
*Arkadaşlarla daha sık evde toplanıp oyun oynamak, film izlemek, dedikodu yapmak
*Alkole biraz ara vermek, insani ölçülerde içmek ve cılkını çıkarmamak
*Anneyle daha az tartışmak, empati yaparak onu anlamaya çalışmak
*Amatör denizcilik belgesi alıp, tekneyle tek başıma denize açılmak
*A2 ehliyet sınavını verip kırmızı bir vespa LX 150 satın almak
*Temmuz'dan itibaren Eylül sonuna kadar her hafta sonu Bodrum'a kaçmak, hamakta sallanmak, kendimi güneşe bırakmak ve Ege'nin sularında arınmak
*D. ve A. ile Arjantin'e gitmek, tangoyu yerinde öğrenmek
*Yeni insanlar tanımak, onları keşfetmek, hayatlarının bir parçası olmak
*Daha çok seyahat etmek
*Daha çok hediye almak, daha çok hediye vermek
*"Cer, seni biriyle tanıştırmak istiyorum" diyen arkadaşlarımı terslememek, bir şans vermek
*Daha çok okumak, yazmak, çizmek, izlemek, dinlemek, merak etmek, keşfetmek, öğrenmek, anlamak, affetmek
*Biraz daha sakin, soğukkanlı bir kadın olmaya çalışmak

Ps: Yeni yılın ilk çiçekleri Ari'den geldi yine.. Mis kokulu bembeyaz frezyalar beni şenlendirmeye yetti..

Perşembe, Aralık 09, 2010

Kaç?

"Kaç hayat yaşayınca yorulur insan? Kaç seneden sonra yaşlı, kaç hezimetten sonra bezgin, kaç sevdadan sonra kalpsiz, kaç kelimeden sonra lal olur kişi?" E.Şafak
Soruları çoğaltabiliriz..
Bir insanın büyümesi için kaç acı görmesi gerekir? Doğruyu bulmak için kaç yanlış yapar? Kaç pişmanlıktan sonra vurdumduymaz, kaç bedenden sonra hissiz olur? Kaç kesikten sonra kanamaz artık, kaç yaradan sonra tükenir gözyaşı? Kaç yenilgiden sonra yorgun, kaç yalandan sonra yüzsüz, kaç kavgadan sonra ıssız olur? Ruhu kaç aldatıştan sonra kirlenir insanın?

Çarşamba, Aralık 08, 2010

Yorumsuz

Bazı günler ağlamak istersiniz de gözleriniz dolu dolu olur, boğazınıza bir yumru oturur ama ağlayamazsınız.. İşte bugün o günlerden biri...

http://www.haberturk.com/gundem/haber/579131-sizin-istikrariniz-onun-bebegi

Çarşamba, Kasım 03, 2010

Modern zamanların güçlü kadınlarına...


Ben ufacık şeylerin insanın canını nasıl acıttığını unutuyorum her seferinde. Bir şarkı, bir fotoğraf üstünü kapattığım yaralarımı yeniden kanatıyor.
O anlarda kimseyle konuşmak istemiyorum. Kimse olmasın hayatımda, ben öyle istiyorum. Telefonum çalmasın, hiç kimse halimi hatrımı sormasın. Tüm zaaflarımı o zayıf anımda anlatırım diye korkuyorum. Güçlü kadınların zaafları olmaması gerekir ya kanayan yaralarımın iyileşmesini tek başıma bekliyorum. Çünkü artık kimseye güvenmiyorum ve ne zaman artık hiçbir şey beni yaralayamaz desem hep bir darbe daha alıyorum...

Çarşamba, Eylül 29, 2010

Sözün bittiği yer


Ben bu blogu tamamiyle kendim için, hayatımdan ve yaşadıklarımdan kesitleri hatırlamak için açmıştım. Dönüp baktığım zaman geçmişte neler hissettiğimi hatırlamak için..
Ama bunu unutmamak için yazmama gerek yok. Kendimi çok kötü hissediyorum..
Gazeteyi açtığımda görmek istediğim şeyin bu olmadığını iyi biliyorum
"Mardin’de 2003’te 12 yaşındaki N.Ç.’ye tecavüz ettikleri iddiasıyla yargılanan 33 kişinden 28’i 9 yıl ila 1 yıl 8 ay arasındaki cezalara çarptırıldı. Kararda N.Ç.’nin kendi rızasıyla ilişkiye girdiği belirtildi"
12 yaşında neler yapıyordunuz?
Ben oyuncak bebeklerime elbise dikip arkadaşlarımla yakartop oynuyordum.. Babam henüz hayattaydı ve seks kavramı o günlerde bana uzaktı..
12 yaşındaki bir çocuğun gözyaşlarına bakmadan, onun kendi rızasıyla 33 kişiyle cinsel ilişkiye girdiği hükmünü veren insanlarla aynı topraklarda yaşıyor, aynı havayı soluyor olmaktan büyük utanç duyuyorum...
Uçkuru düşük sapık herifler size gelince umarım cezaevine girince sizi de sıradan geçirirler..

Pazar, Eylül 26, 2010

Bu bir özeleştiri aslında...

Kabul ediyorum, bu aralar fazla dağıttım.. Bu yazı deli-dolu, renkli ve eğlenceli geçireceğime dair kendime verdiğim sözü tuttum ama amacımı aştım.. Çok anlamsız ve gereksiz hareketler sergiledim, bunların sonucunda çok güldüm, çok eğlendim ama ben, ben olmaktan çıktım..
Bu sabah 10 yıllık arkadaşımdan sıkı bir fırça yedim, "kendine gel" ile başlayan ve sıralanan cümleler birbirini kovaladı telefonda.. Yaptıklarımın, olanların farkında değildim sanki, yataktan zorla kaldırılmış ama hala uyanamamış gibi, rüya gibi hatırlıyorum her şeyi..
Tatille tüm bağlarımı koparıp İstanbul'a dönünce yazın ağırlığı üstüme çöktü.. Yorgunum ve bu yüzden bir süre izole bir hayat yaşamak istiyorum.. Sadece işim, evim ve en yakınlarımın içinde olduğu bir hayat.. Temizlik vakti geldi anlayacağınız..
Bu yaz blogu çok ihmal ettim ama sebebi vardı.. Yaşadıklarımı yazdıkça önce hafifliyormuş gibi hissediyordum, oysa ki üstümdeki ağırlık bir kat daha artıyordu öyle hissediyordum.. Geçti, bu bir süreçti ve geçti...
Bu bir özeleştiri aslında, yazıyorum ve sıyrılıyorum...

Pazartesi, Eylül 13, 2010

Sezonu kapattım

I'm back in town dedim, sonra her hafta sonu soluğu Gümüşlük'te aldım.. Bütün bir yaz Cuma-Pazar havalimanlarına koştum.. Bu yaz tüm maaşımı uçak biletlerine yatırdım :)
Mutluyum. Kendime verdiğim sözü tuttum. Renkli, eğlenceli, deli dolu bir yaz geçirdim ama sonunda beklenen oldu, yaz bitti ve Cer sezonu kapattı..
Biraz olsun kendime gelince, tatil sonrası depresyonunu atlatınca bloguma gereken ilgiyi göstericem..